Tercihler ve hayatın önümüzde yapılanması. Kaygılarımız, maddi imkanlarımız, zevklerimiz, arkadaş çevremiz, eş seçimimiz ve daha birçok sosyo-kültürel değişkenler… Bunların tümü yaptığımız tercihlerle doğrudan ilintilidir.
Aldığımız eğitim ve kendime donamımıza kattıklarımız sürekli hayatın önümüzdeki yapılanmasını değiştiriyor. Belki de tüm eğitim faaliyetlerini bir yana koyup girişimcilikten de bahsedebiliriz. Yine bu durumda mevcut konumumuzu bırakıp bir iş kurma çabası ve bunun taşıdığı riskler hayatımızı yeniden yapılandıracaktır.
Neticede her tercih kendi doğal risklerini barındırmaktadır. Tüm bu tercihlerimizi yapma nedenimiz ise varoluşumuzla ve insanlığın doğasında var olan bir takım nedenlerden ötürüdür. Ki bu doğamızda bulunan özellikler, devletler tarafından yani bir yanda insanın kendi tarafından insanları belirli trendlere yönlendirme aşamasında ciddi seviyede kullanılmaktadır. Biz istesek de istemesek de kendimizi bu trendlerin içerisinde karar verme aşamasında bulabiliriz. Yani dünyayı biz bizi de yine biz yönetmekteyiz. Fakat bu ‘biz’ kelimesinde feodal bir yapının hakim olduğu oldukça açıktır. Çeşitli karar verme gücüne sahip insan kitleleri toplumları yönlendirirken bir yandan egoları ile boğuşmakta öte yandan bunun insanın doğasında olan hazzını yaşamaktadırlar.
Sürekli bir şeyler istemekteyiz, farklı kıyafetler, farklı arabalar, motosikletler, farklı yemekler ve şüphesiz farklı performansları izlemek. Hep bir değişimin etrafımızda olmasını ve bizi bu kocaman yalnız dünyada bir başımıza bırakmamasını arzuluyoruz. Çok yalnız, yönlendirilebilen ve naif bir topluluğuz biz insanlar.
Yukarıda belirttiğim farkındalık paralelinde öncelikli olarak bireysel iktisat tercihlerimi yapılandırmaya karar verdim. Bu yapılandırma planımın ilk aşamasında söyleyeceğim şey kendime şudur;
Tüm harcamalar, mevcut borçlar kapatılana ve bankada bir miktar para tasarruf edilene kadar durdurulmuştur. Bu kapsamda sadece zaruri ihtiyaçlar karşılanacak ve ‘biz’ kitlelerinin beni yönlendirmesinden öte acaba doğamdaki Batu’nun neler isteyebileceğini anlamaya çalışacağım. Kim bilir belki de doğamdaki tüm istekler karşılanmakta! Bunu henüz bilemiyorum fakat daha bilge olmak ve insanı daha iyi anlamak adına çabalar içerisinde olacağımı şimdiden net biçimde görebiliyorum.
Konu çalışmak ve bir mevki sahibi olmak anlamında ele alınacaksa, esasında bunun sadece saçma sapan bir algı olduğunu düşünüyorum. Ben bir insanım ve çalışmanın, gelişmenin sadece şirketlerde gerçekleşmesi ve bir statüye sahip olunması olarak değerlendirmiyorum. Neden çalışıyoruz, neden başkalarının paraları ile boğuşuyoruz, neden gerçekten varolma sebebimizi kavramaya ve bu yönde gerçekten çalışmaya vakit harcamıyoruz ? Bu sorular emin olun birçok farklı şekilde devam edebilir ve devam ettikçe de içinden çıkılmaz bir hal alır.
Gerçekten bunaldım biliyor musunuz? Çalışmaktan, bu saçma sapan işlerden, insanların gereksiz hırslarından, yapmak istediklerinden, çevreye görünmek istedikleri kişiliklerinden ve benim gibi diğer insanlardan gerçekten çok bunaldım. Sıkıcıyız, tüketiciyiz, taklitçiyiz, yalnızız, kendimiz değiliz bas bayağı ucuzuz ve kumaşımızın ne kadar kıymetli olduğunu anlamayacak kadar da sağ duyudan yoksunuz. Çok zavallı bir portre oldu bu çizmekte olduğum ama emin olun bu klasikleşmiş gibi görünen söylemler o kadar çok tekrarlandı ve hatırlatıldı ki artık bunların dahi bir anlam ifade etmeyeceği sanrısına kapılacak kadar da vurdumduymazız.
Ben acı içindeyim, ben insanım ve insanlar acı içinde. Acıların zamanla insanları daha olgun daha doğru karar verebilen ve daha yetişkin bireyler yaptığı söyleniyor. Yani tüm bu iyi yanları kazanmak adına acı mı çekmemiz gerekiyor. Evet, bunu tam da şu an burada sorgulamak istiyorum, ille de acı mı çekmeliyiz daha vasıflı özelliklerin benliğimizde toplanmasını sağlamak için? Bir eş, eşi tarafından aldatılıyor ve acı çekmesi gerektiği bu acılarında onu olgunlaştırıldığı tesellileri ile yanında arkadaşları hemen bitiveriyor. Bir insan işsiz kalıyor ve çalışmıyor olmayışı o kadar büyük algılanıyor ki, kişide toplum beklentilerini karşılayamadığı için geçici bir depresyona yol açıyor. Eğer aldatılan kişi Angelina Jolie olsa, erkekler oha bu kadın da mı aldatılmış yuh diyorlar. Kadınlar ise bir nevi hoşnutluk ve korkaklıkla Angelina Jolie de aldatılabiliyormuş diyor. Hem hoşlanıyor, hem korkuyor. Fakat aldatılan bir arkadaşınız veya bildiğiniz birisi ise ona üzülüyor bazen hak etti diyor ve neticede her koşulda onun yanına yanaşıp teselli verebiliyorsunuz. Angelina’nın suçu ne ya da arkadaşınızın suçu ne? Ortak yönleri ikisi de insan?
Eğer milyarlarca dolarınız olsa ve çalışmıyor hatta iş bakmıyor dahi olsanız, kişiler önünüzde saygıyla düğmelerini ilikleyecekken siz işsiz kaldığınızda çok utanç verici bir durummuş gibi değerlendiriyorlar. Milyarlarca doları olan kişi neden çalışmıyor, çünkü milyarlarca doları var. Diğer işsiz neden utanç verici bulunuyor, çünkü işsiz. Peki bu değerlendirmeleri yapan ‘bizler’ sizce neyiz?
Çok hayattan böylesine basit bir örnek bile insanlığımızın ne kadar geri seviyelere düştüğünü gösterebiliyor. Bazen aynaya baktığımda ve bazen bana uzak olan hayaller kurduğumda elimde kıyamet düğmesi butonu olsun istiyorum. Evet, yok etmek, her şeyi ve hepimizi yok etmek. Sanırım şu sıralar yolda yürürken Aleaddin’in sihirli lambasını bulsam Cin Efendiye söyleyeceğim ilk dilek yok bizi Cin hadi durma her şeyi herkesi yok et olacak.
İyilikleri ve güzellikleri öylesine unuttuk ki en ufak bir yardım ve iyilik çabası bugünlerde ana haber bültenine konu olabiliyor. Yok kedilere yardım ettiler, yok kaza geçiren cocuğun hayatını oradan geçen bir doktor kurtardı, yok fidanlar ekildi-ağaçlar büyüyecek, yok engelliler… Bunlar zaten olmamız gereken asli insan modeli iken şaşkınlık uyandırırcasına haber bültenlerine konu olmuyor mu, Allah’ım verin daha şu butonu diyorum bana verin daa!
Düzen ve sistem içerisinde bu olayları ve iyilikleri saklamaya çalıştığımız göz yaşlarımız ile izliyoruz. Çünkü gözyaşları unutuldu, artık satın alınabilecek şeyler var ve ağlamaya vakit yok dünyayı unutan yaratık. Sen nasıl basit şeyler için duygusal olabilirsin senin acılar çekmen, olgunlaşman ve örnek bir 2000 yılları dünya insanı olman gerek. Aynı t-shirtü tekrar giymemeli, kot pantolonun en aşağı markası Levi’s olmalı ve hatta arada bir de giymen gereken Armaniler almalısın. Ha paran mı yetmedi fark etmez! 2000 li yıllarda ‘biz’ler onların çakmasını da yaptık, ondan al tüket, harca bir şekilde.
Sen parfum kullanmıyor musun? Aaa araban yok ve toplu taşıma aracına mı biniyorsun, olur olur merak etme sadece çalışmak gerek… Sen yoksa bu kokteylden daha önce içmedin mi? Bodrumda Yalıkavakta köfte yemedin mi? Neee tatil mi yapmadın yıllardır???? Hadi canım inanamıyorum… Ya baksana sen nasıl mutlusun böyle, yani böyle bildiğin ot gibi sen mutlusun haa, öyle mi…
Ve bunu soran kişi ise ondan daha da mutsuz, çaresiz, tüketmeye mahkum, mutlu olmanın sanrıları ile yaşıyor ve yarışıyor. Tabi bu bence, zaten benim yazım bence olacak tabi. Ama işin boktan tarafı benim yazım dahi olsa bende bazen bu yarışın içinde buluyorum kendimi ve işte o zamanlar aynaya bakamıyorum sevgili insanlar, aynaya bakmaya utanıyorum.
Allah’ım ya bana aynaya bakacak yüz verin ya da nolur şu butonun yerini söyleyin. Belki o bize öğretilen Amerikan filmlerindeki gibi butona basmadan bir kurtuluş vardır, kesin onun yolu da başka bir kapitalizm oyundan geçer haa orası ayrı :)
İşte sorguluyorum, kızıyorum ve birazdan gidip arabama bineceğim, sonra da daha çok nasıl para kazanabilirim diye zaman zaman hayaller kurmaya ve eşek gibi çalışmaya devam edeceğim. Bazen böyle yabancılaşmak iyi geliyor ama bunun bir kaçış planı ve kaçış stratejisine dönüşmesi gerekli. Tabi günümüzde bunun adı ‘emeklilik planı’ ama benim literatürümde henüz keşfedilmedi. Keşfeder keşfetmez sizler paylaşacağım:)
Sevgiyle kalın, size öğretilmeye çalışılanlarla değil ;)
Not: Hep yazım hatalarını düzeltmek için yazıları worde atıp bakınırım, bu sefer bakmadım dahi sadece tek seferde yazdım geçtim. Muhtemel bozuk cümle yapıları ve yazım yanlışları vardır. Hep bunun için özür dilerler ya:) hayır dilemiyorum. Yanlış ise yanlış, yanlış kalsın illa doğru mu olacak…


















{ 1 comment… read it below or add one }
Eline sağlık Batu, üzerine uzun süre düşünmemiz gereken düşünceler… Teşekkürler…