
Bazı zamanlar hayatı akışına bırakmak, hiç planlar yapmadan yaşamak yapılabilecekler arasında en iyisidir.
Öyle günler, aylar gelir ki hayat bataklıktan farksız bir hal alır. Sıkıntılarımızdan kurtulmaya çalıştıkça daha da derinlere batarız. Bu tip dalgalanmalar yaşadığımız anlar çabalarımızın boşuna olduğunu ve gelecek için çalışmanın işe yaramayacağını düşündürmekten başka işe yaramaz.
Bir nevi umutlarımızın erezyona uğramasıdır, o anlar…
Ve öyle anlarda kesinlikle bir arkadaşımıza veya ailemize muhtaç olduğumuz gerçeğini, bu hayatta herkesin birbirine bir şekilde bağlı olduğu hakikatini görmezden geliriz.
Sebebi çok net bir şekilde şudur; başkalarına muhtaç olmak çoğu kişi için borç batağına batmış bir kumarbazın son bir çırpınış içinde elinde kalanları bahse yatırmasına benzer… Bu tip insanlar için muhtaç olmak hastalık halinde olmakla aynı şeydir. Ölümdür en nihayetinde.
İşte böyle düşünen insanların anlamak istemediği şey birbirimize muhtaç olduğumuz gerçeğidir.
Bir lokma ekmek, bir sıcak çorba veya en basit hali ile günlük ihtiyaçlarımız dahi bizi bir başkasına muhtaç etmeye yeterde artar bile…
Muhtaç olmanın azlık veya çokluk ile ilgisi yoktur.
Hiçbir art niyeti barındırmaz.
Utanmayı, hor görülmeyi veya sevgisizliği gerektirmez.
Yazının başında da söylediğim gibi hayat bazı zamanlarda bataklıktan farksızdır ve oradan kurtulmak için bir başkasına ihtiyacımız vardır.
Hareket etmemek ve sesimizin duyulmasını sağlamamız gerekmektedir.
Olup bitenlere sessiz kalıp bu sessizliğin üstüne birde neden binbir türlü kötülüğün sizin başınıza geldiğini düşünmek bana kalırsa ahmaklıktan başka bir şey değildir.
Eğer sesinizin duyulmasını istiyorsanız öncelikle başkalarına muhtaç olduğunuzu anlamanız gerekiyor.
Sonuç olarak;
Hepimiz cahil doğarız ama aptal kalmayı sürdürmek için çok çalışmamız gerekir.
B.Franklin
Seçim sizin muhtaçlığınızdan utanarak yaşamak mı?
Yoksa…
Cahillik için ter dökmek mi?

















