
Her şey doğumdan sonra yün bir battaniyeye sıkıca sarılıp eve götürülmemizle başladı. Sonrasında pışpışlar başladı, hep anne babamızın gözünün önünde uyuduk. Gecelerce kalp atışlarımız dinlediler acaba iyi mi diye. Ateşimiz ölçüldü, en ufak sorunda soluğu doktorda aldık. Tutulma şeklimiz, yatırılış şeklimiz bile çok önemliydi. Mamalarla büyüdük, hatta ısıtıldıktan sonra kontrol edildi acaba çok mu sıcak, ayarı nasıl olmuş diye.
Aradan zaman geçti ve yavaş yavaş ayaklanmaya, emeklemeye yürümeye başladık yine üzerimizde bir sürü göz “aman çocuk düşecek”, “aman başını çarpacak”. Sürekli peşimizde dolaştılar balkona çıkmayalım, cama yaklaşmayalım ve düşüp bir yerlerimizi çarpmayalım istediler. Büyüdük bu sefer yemek yememeye başladık sürekli peşimizden koştular bir lokma olsun yedirmek için. Her şeye ağladık istediğimizi yaptırana kadar. Yollara yattık süründük, yürümedik, sırf bisiklet almaları için. Denize gittik kıyıdan açılamadık sürekli başımızda bizi gözetlediler. Okula başladık bizimle geldiler, kapılarda beklediler. Sürekli öğretmenlerimizle görüştüler, arkadaşlarımızı takip ettiler, bizi takip ettiler. Gittiğimiz her yeri bilip, yediğimiz içtiğimiz her şeyden haberleri oldu.
Zaman ilerledikçe aileden uzaklaşıp arkadaşlarımıza yakınlaşmaya başladık. İlk kez karşı cinsle yakın temas halleri, hoşlanmalar derken baktık ki kendi başımıza bir hareket yapamıyoruz. Mutlaka başka bir arkadaştan bizim adımıza karşı cinsle konuşmaları için yardım istedik. Üç-dört kişi yan yana gelince cesaret bulup kızlara laf attık veya üç-dört kişi olunca kavgaya cesaret edebildik. Yalnız başımıza hiçbir işi halledemez, kendi kendimize karar veremez hale geldik ve hep yanımızda ailelerimizi aradık. Orta yaşlara geldik hala birlikteyiz hala bir karar vermeden önce mutlaka fikirlerini alırız. Türk aile yapısının özelliğidir bu.
İyi mi kötü mü bilinmez ama farklı büyütüldüğümüz değişik yetiştirildiğimiz çok açık. Bilinçaltımıza kodlanan, denizde açılırsam boğulurum, hızlı koşarsam düşerim, terli su içersem üşütürüm düşüncelerinden midir bilinmez bizde Michael Phelps’ler veya Usain Bolt’lar yetişmiyor. Şimdi bakıyoruz elin çocuklarına denize de havuza da kendileri giriyor, acıktığında kendisi alıp yemeğini yiyebiliyor. Bize çocuk 2-3 yaşına geldiğinde hala agu, agu derken yabancılarda bülbül gibi konuşmaya başlıyor…


















{ 1 comment… read it below or add one }
Bakış açısı olarak çok güzel bir yazı, dediğin gibi yetiştirilme tarzından mıdır bilinmez özgüvenimiz gelişmediği için bazı konularda başarılı bireyler yetiştiremiyoruz.