
İnsanın kendini bulma çabaları çoğu zaman neden boşa çıkar?
Tüm hayat boyunca kendimizi arar dururuz; bir yanda mutluluklarımız, bir yanda üzüntülerimiz… Her yerde kendimizi ararız, her nefes alıp verdiğimizde şüpheyle bu mudur aradığımız diye sorarız. Öyle yalnız kalırız ki, düşüncelerimiz bile bize yabancılaşır.
Arayış halinde seyredişlerimiz ne kadar doğrudur?
Bana göre doğrusunu söylemek gerekirse, insan sadece kaybettiği şeyleri arar… Buradan yola çıkarsak, kendimizi kaybettiğimiz ve arayış halinde olduğumuzu söyleyebiliriz.
Peki insan kendini kaybettiğini neden düşünür?
Kendini kaybettiğini düşünme duygusu aslında biz bebekken başlayan bir olaydır. Dış dünya ile daha haşır neşir olmaya başladığımız andan itibaren kendimizi kaybetmeye başlarız. İşte o anda insan doğası gereği kendimizi kaybettiğimizi ve asla bulamayacağımızı, biliçaltı bize öğretir. Bu varsayımların doğru veya yanlış olması konuyu pek değiştirmez ama eğer doğru bir düşünce kalıbı içine girdiysem bu narsisizmin oluşumu ile insanın kendini bulma çabalarını birazcık da olsa aydınlatmaya yardımcı olabilir.
Narsisizm veya özseverlik, kişinin kendisine duyduğu cinsi arzu, kabaca tabirle kişinin kendisine aşık olması olarak tanımlanan bir terimdir. Farklı tanımları ve kullanımları mevcuttur.Sigmund Freud Narsizmi ‘Dış dünyadan soyutlanan libidonun (cinsel enerji) egoya (ben) yönlendirilmesi’ şeklinde açıklamıştır. Yani libidonun büyük bir depoda toplanır gibi egoda toplanması ve daha sonra nesnelere yönlendirilmesi; fakat kolaylıkla tekrar soyutlanarak egoya yönlenmesi durumudur.
Bebek dış dünya ile ilişki kuramadığı erken bebeklik döneminde gerçek bir narsizm durumu içindedir. Libido dış dünyaya yönlendirilmemiştir. Bebeğin nesneleri ‘ben olmayan nesneler’ olarak algılaması aylar alır. ‘ben’ ve ‘ben olmayan’ arasında bir ayrım yapamaz. Dış dünyaya ilgi duymuyordur ve dış dünyada bile değildir. Bebek için tek gerçek kendisidir. Acıkması, susaması, üşümesi bebek için tek gerçekliktir. Bu durumu ‘birincil narsisizm’ olarak tanımlanır.
Bebek büyüdükçe dış dünya ile ilişkileri artar ve dış dünya kurallarını öğrenir. Giderek libidosunu nesnelere yönlendirir; nesne sevgisi ve giderek nesnel düşünce ağırlık kazanır. İnsan her ne kadar libidosuna nesne bulabilse de mutlaka görece olarak bir ölçüde narsist kalır. Bu durumu ‘ikincil narsisizm’ olarak tanımlanmıştır. (Vikipedi)
Nereye varmak istiyorum?
Aslında bu konunun çözümüne çok uzaklara bakmaya gerek yok, her şeyde olduğu gibi… Kendi içimize döndüğümüz zaman görürüz ki kendini beğenmişlik öyle akıl almaz noktalara gelmiştir ve öyle anlamsız düşüncelerle bizi meşgul ediyordur ki içinden çıkamayız. Kendimizi kaybettiğimizi düşünmek bizi rahatlatan bir olgu olmaya başladığında yani kendimizi bulma çabalarımız arttığında tek inanmamız gereken yine kendimizi kaybetmediğimiz gerçeğidir.
Aslında sadece insan olduğumuzu hatırlayarak bu tip akıl oyunlarından uzak durabiliriz ve hatta sadece bu tip serzenişlerden ders bile çıkartabiliriz.
George Bernard Shaw’ın çok sevdiğim, çoğu yazımda değinmekten hoşlandığım bir sözü var ve o söz birçok şeyi kendimce açıklamama zaman zaman yardımcı oluyor. Umarım sizlerin de problemlerine bir nebze yardımı dokunabilir.
Hayat kendini bulmak değil, kendini yaratmaktır!

















