
Hedefler…
Türk insanları olarak hırslarımızı yönlendiremediğimiz, hayatlarımızın dönüm noktalarını oluşturabilecek, hedefler…
Neden hedef koymaktan aciz bir millet olduk?
Hep basit cevaplar aramaya alışmış ben, bu soruya cevap vermek için tarihte bir çok yeri gezmek zorunda kaldım. Çünkü bir milletin kaderi ufacık bir cevabın içine hapsedilemeyecek kadar karmaşıktır. Dikkatinizi Türk milletinin yaşadığı savaş ve kurtuluş yıllarına çekmek isterim. Bir çok kahramanlık anılarına sahip olan tarihimiz aynı zamanda imkansız kelimesini unutmamızı öğütleyen büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’e sahiptir. Ama sonrası bir sürü saçmalıkla doludur. ( İsmet İnönü ve onun gibi ülkesini seven insanlar bu tanımlamanın dışındadır.)
İlk beş yıllık ekonomik planımızı bir Rus profesör yaptı. (Plan yapamadığımız için mi? Bence değil.)
Daha sonraki yıllarda neler olduğunu bile anlamadan 80′li yılların karanlığına gömüldük. Gençlerimiz siyasetin sahnelerinden uzak bırakıldı. Bir genç olarak benim en büyük pişmanlıklarımdan biridir. Ülkemin bu kadar ortada bir yerlerde, üzerine oyunlar oynanması…
Hedef koymaktan aciz bir millet miyiz gerçekten?
Bizim zamanımızda Anadolu Lisesi sınavları vardı. En büyük hedefimiz o liselerden birine girmekti.
Daha sonra Fen Lisesi için sınavlarda ter döktük. Anadolu’dan sonra en büyük hedefimiz oldu.
Onun ardından da herkesin yaşamak için gerekliliğine inandığı üniversite sınavına girdik. Olmazsa olmazımız ÖSS idi…
Şimdilerde ise hedefimiz güzel bir hayat.
Peki güzel dir hayatın bir sınavı yok mu?
Bildiğiniz üzere bir sınav yok… Girdiğimiz onlarca sınavın bir anlamı olmadığı gibi, hayat yarışının da bir eleme yöntemi yok.
Anlatmak istediğim şey, bir sınav olsa bile devletin veya genel halk bilincinin üzerimize kara bir duman gibi çökme yeteneğidir.
Peki bu özellik nedir?
Devletin en büyük özelliklerinden biri, insanları hedeflerinden uzaklaştırma kabiliyetidir. Nasıl yaparlar sorusuna çok kısa bir şekilde cevap vermem gerekirse, bunu şu şekilde anlatabilirim;
- Köpeğinizin kafasına bir tahta parçasını -yaklaşık olarak 1 metre boyutlarında- bağlayın,
- O tahta parçasının ucuna bir ip yardımı ile küçük -ama lütfen çok küçük olsun- bir et parçasını da bağlayın,
- Ardından köpeğinizin yakalaması için tekrar küçük bir tahta parçasını çok uzaklara fırlatın.
Köpeğiniz ne yapacak?
İşte benim insanların hedefler koymamasının cevabını vereceğim yer burada başlıyor.
Köpekleri insanlara benzetmeyi ilk defa ben yapmıyorum o yüzden alınan insanlar varsa kusura bakmasınlar. Binlerce kez masallarda köpeğinden tutunda her türlü canlıya benzetildiniz, burada sesinizi yükseltmenin bir anlamı yok. :)
Benim sizlere gösterme çabasında olduğum şey, yukarıda noktalı liste ile verdiğim olayın açıklamasında gizlidir.
Biz insanlar daha küçücükken; önümüze getirilen sınavlar ile bir hedefimiz varmış gibi hissettirildik. Ardından o sınavların sonuçları ile bir hayat modeli yaratmaya çalıştık. (Daha doğrusu belli kalıplar içine konulduk.) Üniversite yıllarına geldiğimizde, kariyer sevdasına düşerek, başka insanlar için para kazanmanın, kendi işimizi yapmaktan daha rahat olduğuna inandırıldık ki bu dünyanın en büyük yalanlarından biridir. (Tarihe bakarsanız bunun gerçek bir varsayım olduğunu sizlerde görebilirsiniz.) Başka insanlar için çalışırken hedefleri belirleyen merci olmadığımızı hiç anlayamadık.
Köpek-insan modelimize dönersek benim sizlere -kendi dünyamdan- anlatmak istediğim yapı şudur;
- Çalışan olarak sana verilen görev budur,
- Sen bu görevi bitirince alacağın -sözde- mükafat da budur,
- Ben bu görevi ortaya koyuyorum, ister yaparsın istersen çeker gidersin. (Lafa bir bakın; Ekmek aslanın ağzında.)
Hayır madem ekmek aslanın ağzında; bunlar nasıl aslan ki devletten vergi kaçırıyor, devleti her türlü pis işi için kullanıyor ve devleti kullanmakla kalmayıp o devleti göreve getiren milleti de kullanabiliyor. Nasıl insanlar oldunuz ki aile, arkadaş, dost meclislerini satar oldunuz!
Basit bir cevabı olamaz dedim biliyorum ama Allah aşkına;
Efendiler!
Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vâdisine yuvarlana durmuştur. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Halbuki, hangi istiklâl vardır ki ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih, böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!Mustafa Kemal Atatürk
(Türkiye Büyük Millet Meclisi, 6 Mart 1922)
Birazcık tarihten ders alıp hayatlarımızda hedefler koyma zamanı geldi ve geçiyor. Başkalarının yörüngelerinde dönüp durmak her vatandaşın yapması gereken bir şeydir.(En azından devletin ve milletten çıkar sağlayan insanların beklediği şey budur.) Ama eninde sonunda kendi ayaklarınızın üstünde durmayı öğrenmeniz gerkiyor. Bu 15 yaşında yeni yetme bir çocuk için de böyle olacaktır, 55 yaşında yeni yetme bir delikanlı içinde… Ayaklarınızı bastığınız topraklar belli bir hedef için birleşmiş insaların canlarıı ile doludur, bu gerçeği unutanlar için benim tek söyleyebileceğim şey; okuyun, yazın ve paylaşın. (Bu üç güzel kelime Kuran’ın -gönderilme sırasına göre- ilk üç duasının bizlere anlatmak istediğidir. ) Dini bütün insanların bile bunu görememesi benim en büyük sıkıntımdır, umarım yanlış anlaşılmam…

















