

Fotoğrafların sözcüklerden daha güçlü olduğu gerçeğini kabul etmekten başka çare bırakmayan bu gibi çekimler, çoğu zaman düşünmeyi unuttuğumuz anların kanıtlarıdır.
Bir kız çocuğunun küçücük elleri içinde getirdiği bir çiçeği, dünya düzeni umrunda olmayan – fakat belirli kalıplar içinde yaşamaya hapsedilmiş- askere verişi…
İşte tüm bir hayatın anlamsız kalabileceği anlardan biri…
Bir yanda ölüm getiren, bir yanda geleceği temsil eden…
Gelecek, ölüme ne olursa olsun seni seviyorum diyor. Ölüm ona beni sevdiğini biliyorum ama seni de öldürmek zorunda kalabilirim bakışını veriyor.
Hayatın içinde sıkışıp kalmak dedikleri şey, bu tip anlar için söylenmiş olabilir veya buna benzer anların hatrı için hayata daha çok sarılmamız gerekiyordur.
Bunu bilemem ama bildiğim tek bir şey var o da insan olmanın gereklerini zorluk olarak görüp diğer insanları kendine köle yapanlar, bir gün diğerlerinin uyanışı ile yok olup gidecektir. En azından hayallerim bana bu yönde düşünmem gerektiğini söylüyor.

















