
Herhangi bir olgunun türevinin sıfıra eşit olma durumu veya farklı etmenler altında değişen olgularda karşıt etmenlerin birbirine eşit olması ya da bir sistem söz konusu olduğunda sistemin değişmeme eğilimli durumu (konumu). Denge dediğimiz şey bu, en azından Vikipedia’nın tanımı ve insanların denge denildiğinde aklına gelen tanım budur.
Dengeli olmak konusunda birçok şeyi tartışabiliriz. Mesela en belirgin örnek olarak, dengeli bir hayat yaşamak bunlardan biridir. Birkaç tane daha örnek vermek gerekirse; doğal denge, mekanik denge, yang-ying… (Uzakdoğu ve özellikle Çin düşüncesinde evrendeki diyalektik kutupluluğu gösteren karşıt çift. Bir daire ve içlerinde karşıt kutbunu taşıyan siyah-beyaz ile imgelenir. Başka bir deyişle, Çin’de dinsel olmayan bir halk felsefesinin çekirdeğidir.) Anlamanızı istediğim şey denge çok önemli bir kavramdır.
Birçok anlam yüklenebilir dengeye; mesela zihinsel ve duygusal uyum, siyasal güçlerin yetkilerinin birbirini sınırlayacak şekilde dağıtılması…
Fakat ben ilk verdiğim denge tanımı üzerinden tartışmak istiyorum. Herhangi bir olgunun türevinin sıfıra eşit olma durumu yani hiçlik veya herşey olma durumu.
Bir meydanda oturduğunuzu düşleyin, etrafta devamlı ilerleyen bir zaman var. Müzik sesleri, insanlar, arabalar… Tam ortadasınız ve bu durumda herkese uzak ve yakınsınız. Herşeyi kontrol edebilirsiniz aynı zamanda kontrol etmek sizin istemediğiniz birşey olabilir o an. Mesafenizi ayarlayabildiğiniz ölçüde başarılı olabilirsiniz. Diğer taraftan kayışları kopartıp, iyiyi ummaktan başka çareniz de kalmayabilir. Dengesiz bir varlık olarak da hayat ilerliyor nasıl olsa…
Yang-Ying üzerinden gidersek; oluşumlar, karşıtı olmadan açıklanamazlar. Karşıtların biri, diğerinden bağımsız olamaz. Gündüz olmadan, gece; gece olmadan, gündüz açıklanamaz. Gece olmadığı sürece, gündüz de yoktur. Kutuplar birbirinden bağımsız ele alınamazlar. Bu durumda beden ve psikoloji ayrı ayrı incelenemez. Organların kendisi yin, işlevi ise yangdır. Böbrek, organ haliyle yindir. Böbrekten kaynaklanan bir rahatsızlık, korkularımızı harekete geçirir, soğuk ve değişken yapıdadır. Korkuların bedende dışa çıkan mizacı, yang özelliği taşır ve bu tür mizaçlar günümüzde psikoloji altında incelenir. Bütün ve parçanın bir aradalığı gereği, Doğu Tıbbı, bedeni ve mizacı ayrı ayrı ele almanın gereksizliğine varır. Mesela, Mevlana ve Yunus Emre için “aşk” parçanın bütüne kavuşmasıdır. (Vikipedia)
Herşey, herkes; denge halindedir. İlişkiler, sağlığımız, hayatımız, tarih, insanlar…
Rudolf Clausius diye Alman bir bilim adamı vardır tarihte. Fizikçi ve matematikçi olan Clausius, entropiyi keşfeden kişidir.
Entropi nedir? Fizikte Entropi, bir sistemin mekanik işe çevrilemeyecek termal enerjisini temsil eden termodinamik birimdir. Çoğunlukla bir sistemdeki rastgelelik ve düzensizlik olarak tanımlanır ve istatistikten teolojiye birçok alanda yararlanılır.(Vikipedia)
Bizi ilgilendiren kısmı; denge ile ilgili evreni açıklama yeteneğidir.
Teolojide; entropinin sürekli artması, tüm hareket enerjisinin tamamen “işe dönüştürülemez ısı enerjisine” dönüştüğü bir noktayı tarif eder. Bu ise, sonunda tam anlamıyla hareketsiz bir evren oluşturacağından, birçok İslam düşünürü entropinin varlığını Kuran’da anlatılan kıyamet kavramının varlığına dair açık bir delil olarak sunmuşlardır.
Budha düşüncesinde de bir entropi yaklaşımı vardır. Budha, “Bileşik olan heşeyin eninde sonunda çözüleceğini, dağılacağını” söyler. Budha’ya göre bu, evrensel bir yasadır ve istisnası yoktur. Entropi yasasındaki evrensel “düzensizliğe gidiş” olgusu, Budha düşüncesinde de yer almaktadır. Ayrıca Budha düşüncesince, bu düzensizliğin ardından yeniden düzenlilik geleceği öngörülmemiştir. Bu alan Batı düşüncesinde Kaos kuramları, Doğu düşüncesinde ise Tao açılımlarında ele alınır.
Clausius bizlere; evrenimizi açıklama konusunda kesin birşey göstermiştir, o da hayatlarımızın denge içinde sürüp gittiği durumlarda dahi yaşamın evrene ve tabiata ters bir durum olduğudur. Kısaca hayatın yaratılmasının doğal bir süreç olmadığından bahsediyordu.
Sonuca gelirsek; gece ile gündüz örneğindeki gibi, karşıt durumların tam ortasında kalmanın dahi bizi mutlak doğruya götürmeyeceği kesindir. Fakat tüm bu tartışmalarımın ötesinde; denge halinde olan bir ruhun her zaman ileriye dönük yapabilecekleri, dengesiz bir ruhun sözde sınırsızlığından daha çoktur.
Kişiler olarak; hayatımızın günlük sahnelerine yeni dekorasyonlar yaparken dengeyi elden bırakmamak çok önemlidir. Şunu da unutmamamız gerekir ki; herşey, aynı zamanda zıttını içinde barındırır!

















