133H

Harflerden Geleceğe

Hedeflerinize ne kadar sadık olduğunuzu test etmek ister misiniz?

Futureme adlı site bunu yapmanıza olanak sağlayan mükemmel bir yönteme ev sahipliği yapıyor. Eskilerin icat ettiği bu yöntem, aslında hepimizin aşina olduğu fakat ne için kullanmamız gerektiğini bilmediğimiz bir yöntemdir.

Gelecek tarihli mektup atmayı kimisi yazdığı bir kitap, tiyatro oyunu veya iş fikri için haklarını korumayı düşünerek yaparken, kimisi ise sadece eğlencelik olarak görmektedir.

Biz ise bunu hedeflerimize ne kadar yaklaştığımızı test etmek için kullanacağız. Bir seneyi 3 aylık dönemlere, her dönem için gerçekleştirmeyi hedeflediğimiz olayları yazarak, gelecek tarihli e-postalar göndereceğiz. Bu sayede hem hedeflerimize sadık kalmayı öğrenip hem de geleceği planlamaya çalışacağız.

Emin olun çok ilginç oluyor. İlk denememi bundan tam 3 ay önce yapmıştım. Tabi ki bugün bana gelmesini istediğim e-postayı yazdığımı unutmuşum ve inanılmaz süpriz oldu. Hedeflerime ulaşamadığımı görünce ister istemez canım sıkıldı fakat diğer taraftan önümüzdeki 3 aylık dönemi daha iyi değerlendirmem için de mükemmel bir uyarıcı rolünü üstlendi.

Deneyin; hedefler belirleyin, gerçekleştiremedikçe yenilerini belirleyin ve futurme’nin size kendinizi tanıtmasına izin verin.

Futureme.Org

public-domain-images-free-stock-photos-alley-ball-bowl

Julian Assange ve Facebook

Kişisel bilgilerimizin milyon dolarlar ettiği bir dünyada yaşıyoruz artık… Şirketlerin insan davranışının temellerine inebilmesi için gerekli olan bilgilerin paha biçilmez olduğu günümüzde, kimileri bu sayede dünyanın en zengin insanları arasına girmeyi başarabilirken. İnsanlık için çalışan çabalayan kişiler ise yerin dibine sokuluyor. Bunun en son öreniğini Jullian Assange adlı yayıncının başından geçenlerden anlayabiliyoruz.

18 Kasım 2010 tarihinde Assange hakkında cinsel taciz suçlaması nedeniyle uluslararası arama kararı çıkartıldı. Kendi isteği doğrultusunda İngiltere’de ifade vermeye gitti ve İsveç tarafından hakkında tutuklama emri olduğu için tutuklandı. Tam bir hafta sonra sanıyorum ki delil yetersizliğinden şartlı tahliyesine karar verildi.

Bir yandan Uluslararası Af Örgütü ödül verirken, diğer taraftan ülkelerin ve şirketlerin devamlı süren takibinde bulunuyor. Ne yazıkki örgütlerin, 800 wikileaks gönüllüsü güzel insanın veya şeffaflığa değer veren insanların çabaları Assange gibi aktivistleri kurtarmak için yeterli olmadığı aşikar. Ülkeler ve şirketlerin yanında -paranın yanında- bizlerin en azından şu an için yardımımız olmuyor.

Zuckerberg ile benim aramda ne gibi farklar var?

Ben, şirketler ile ilgili özel bilgileri size bedava veriyorum.

Zuckerberg ise sizinle ilgili bilgileri şirketlere para karşılığı veriyor ve bu sayede yılın adamı seçiliyor!

Jullian Assange

Şimdi dünyamıza birde diğer yönlerinden bakalım.

Evet Mark Zuckerberg, yüz yılın ilk beş icadı olabilecek Facebook’un kurucusu. Kişisel bilgilerimizin şirketlere, ülkeler verilmediğini düşünürsek; hayatlarımızı paylaşmamızı sağlayan, herşeyden haberimiz olmasına olanak veren mükmmel Facebook’un yaratıcısı.

Milyonlarca insanın üzerinden kazandığı reklam gelirleri yetmeyince, direk olarak insanları pazarlamaya başlayan bir sistemin kurucusu…

Belki niyeti bu değildi, belki de mecbur bırakılıyor. Bunlara net bir cevap veremeyiz. Sonuç olarak bilgilerimiz şu an ülkelere ve şirketlere peş keş çekiliyor. Bunu inkar edemeyiz.

Adı üstünde Facebook…

İnsan yüzü; bir başkası tarafından farkedilmesini, ayırt edilmesini sağlayan uzvu…

Peki 600 milyon adet uzuv ile ilgili bilgilere sahip olan ve o uzuvlar sayesinde yakınlarında bulunan kişiler ile ilgili bilgilere sahip olan bir şirketin, değeri nedir?

300 Milyar Doların üzerinde olması sizi şaşırtır mı?

Bilgi çağı diye boşuna demiyorlar. Satacak yeni değerler bulamayınca bilgiyi satmaya başladılar, adına bilgi çağı dediler.* Bizde yedik! Bilgiyi ticari meta haline getiren bu insanların hedefi ranttan başka bir şey değildi. Ne oldu? Sonuç olarak hepimizin gönüllü olarak başkalarına hizmet etmeye başladık. Onların kazancının ne olabileceğini düşünmedik. Bizim duygusal boşluklarımızı doldursunlar yeterdi.

Doldurdular da… Ceplerini bizim kendimizi beğenmişliğimizi kullanarak doldurdular.

İnsan doğası işte; hep daha güzel, daha yakışıklı olduğunu, daha dolu, daha deli yaşadığını göstermek ister. Çünkü en nihayetinde hastalıklıdır. Kendini beğenmiştir. Kendini beğendiğçe yalnız kalır, yalnız kaldıkça da narsistlik başlar. Dünya düzeni dediğimiz şey de bir bakımaNarsistik düzendir. Bu düzene ayak uyduramayanlar kendilerine yer bulamaz yok olup giderler ve bunun farkına varan kişiler ise yılın en önemli insanı seçilirler.

İşte tam da bu yüzden kendinizi haddinden fazla beğenin!

Bu dünya başka türlü dönmez çünkü! Beğenin, beğenilmek için savaşın…

Sade hayatlar filan da yaşamayın, ne gerek var sadeliğe; şatafat, lüks dururken…

Ne diyordum, Julian Assange…

Aman boşverin Assange Masange, salla başı al maaşı…

196574952_1280

The Butterfly Circus -Kısa Film-

Zorluklara göğüs germek, önüne çıkan engeller karşısında yılmamak, kendini kanıtlamak…

Hayatta hepimizin başına onlarca kötü şey gelir. Kimi insan bunlarla başa çıkmayı daha çocuk yaşlarda öğrenirken kimisi bunu hayatı boyunca öğrenemez. Göğüs geremez, yılar ve kendini kanıtlama yolunda havlu atar.

İş hayatı ise gerçek hayatın bir imgelemi gibidir. Sahtedir, kazanılacakların birim bazında hesaplanmasından başka hiçbir şey değildir. Bunu bilerek çalışma hayatına atılanlar, zorluklar karşısında, usta bir satranç oyuncusunun kişiliğine bürünürler… Yeni hamleler düşünüp, yeni yollar bulmaya çalışırlar. Başarılı olmak isteyen çoğu yeni yetme iş adamı, oyuna oyunun kurallarıyla yaklaşırlar.

Peki hayatta başarılı olmak için ne yapmalıyız? Sonuçta hayat bir oyun değil!

Tam burada söze aşağıdaki video ve büyük insan Nick Vujicic devreye giriyor;

Her insan hayatta zaman zaman bu derece umutsuz olduğu zannedilen durumlara düşebilir; Hatta tekrar ayağa kalkabilmek için her türlü imkan ve enstrümandan yoksun da kalabilir…
Şimdi sizlere soruyorum diyor:
-Ben 100 kere tekrar ayağa kalkmayı denesem ve100′ünde de başarısızlığa uğrasam, tekrar ayağa kalkabilme konusunda tüm umutlarımı yitirmeye hakkım veya şansım var mı?-
-Yani artık sizce 101. Seferi hiç denemeyi dahi düşünmemeli miyim? Maalesef benim öyle bir şansım yok; yaşamımı devam ettirebilmek için ne yapıp edip tekrar ayağa dikilmek zorundayım !
Ne yapıp edip kendime ayağa kalkmak için bir destek noktası hayal etmek bunu yapmak zorundayım.

İnternette birçok videosuna ulaşabilirsiniz fakat aşağıdaki kısa filmi özellikle izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Türkçe altyazısı vardır.

Hayatınızdaki zorlukları gözden geçirmek için hala vaktiniz var.

Bu hayat sizin…

Ve ne yaparsanız yapın, hala vakit varken, sizin olanla yetinmeyi öğrenmek zorundasınız.

photo-1423483641154-5411ec9c0ddf

Az Kaynak ile Başarı

Bu aralar zaman yönetiminde sıkıntılarım olduğu için Yepce’ye gelip paylaşım yapmakta büyük zorluk çekiyorum. Bu sebepten dolayı atıştırmalık paylaşımlar diye bir kavram icat etmeyi uygun gördüm. Önümüzdeki birkaç ay atıştırmalık paylaşımlarım ile Yepce’ye katılımıma devam edeceğim.

Bugün paylaşacağım atıştırmalığım 80/20 kuralını sizlere hatırlatmak olacak.  Pareto analizi olarak bilinen bu kuralın bizlere anlatmak istediği şey ise; aktivitelerinizin veya müşterilerinizin %20’si, kazancınızın %80’ini oluşturur.  Bu yüzden %20’lik kısıma odaklanırsak başarıyı yakalamamız daha kolay olacaktır.Dosya:Vilfredo Pareto.jpg

Pareto analizi adını 1848-1923 yılları arasında yaşamış ünlü bir İtalyan ekonomistten almıştır. Vilfredo Pareto 1906 yılında yayınladığı çalışmasında İtalyan halkının %20’sinin ülkenin toplam gelirinin %80’ini aldığını gözlemlediğini kaydetmişti.

Zaman Yönetimi : Çalışanların bireysel aktivitelerin %20’si zamanlarının %80’ini alır. Bu %20’lik dilim içine giren aktivitelerin gözden geçirilip, gerçek anlamda firma için değer üretmeyenlerin ortadan kaldırılması veya delege edilmesiyle bireysel verimlilikler maksimum düzeyde artırılabilir.

Müşterilerin Segmentasyonu : Bir işletme müşterilerini bazı ortak karakteristiklerine göre gruplara veya segmentlere ayırdığında görecektir ki elde ettiği kârın %80’i müşterilerin %20’lik segmentinden elde edilmektedir. Bu tespit işletme yönetimine bundan sonra hangi müşterilere daha fazla odaklanılması veya hangi müşterilerin bırakılması gerektiği gibi konularda daha sağlıklı kararlar alma imkanı sağlar.

Başka örnekler :

-Bir yöneticinin zamanının %80’ini çalışanların %20’lik bir kesimi alır.

-Satışların %80’i satış elemanlarının %20’lik bir kesimi tarafından gerçekleştirilir.

-Şikayetlerin %80’i ürün ve hizmetlerin %20’lik bir kesimiyle ilgilidir.

-Bir işletmede yeni fikirlerin %80’i çalışanların %20’sinden gelir.

“80-20 Kuralı”na göre “sebep-sonuç ilişkilerinde sebeplerin %20’si sonuçların %80’ini yaratır”.

156H

Tercihlerimiz ve Kaos

İnsanların yaşadığı hayatlara baktığım zaman gördüğüm şeylerden biri dünya-ay ilişkisine benzer…

Maddi veya manevi anlamda kuvvetli olan bir kişinin uydusu olmak kimi zaman insana yarar sağlarken çoğu zaman yarardan çok zararı vardır. İşte tam da bu yüzden birey olmanın, farkında olmanın ve özgür olmanın anlamlarını tekrar keşfetmek gerekir.

İnternette gezerken bulduğum bir sözü paylaşıyorum ki keşfinize rehber olsun.

İnsanlar sevilmek için yaratılır.

Maddeler de kullanılması için…

Dünyanın kaosta olmasının sebebi ise,

Maddelerin sevilmesi ve insanların kullanılmasıdır.

Ayırt etmeyi bilmeliyiz, özellikle ihtiyacımız olan ile olmayanı… Eşya ve insanı… Sevgi ve kullanmayı…

Hayat bu kadar basit, onu kaosa götüren bizler ise gereğinden fazla karmaşığız.