Harflerden Geleceğe

Hedeflerinize ne kadar sadık olduğunuzu test etmek ister misiniz?

Futureme adlı site bunu yapmanıza olanak sağlayan mükemmel bir yönteme ev sahipliği yapıyor. Eskilerin icat ettiği bu yöntem, aslında hepimizin aşina olduğu fakat ne için kullanmamız gerektiğini bilmediğimiz bir yöntemdir.

Gelecek tarihli mektup atmayı kimisi yazdığı bir kitap, tiyatro oyunu veya iş fikri için haklarını korumayı düşünerek yaparken, kimisi ise sadece eğlencelik olarak görmektedir.

Biz ise bunu hedeflerimize ne kadar yaklaştığımızı test etmek için kullanacağız. Bir seneyi 4 aylık dönemlere, her dönem için gerçekleştirmeyi hedeflediğimiz olayları yazarak, gelecek tarihli e-postalar göndereceğiz. Bu sayede hem hedeflerimize sadık kalmayı öğrenip hem de geleceği planlamaya çalışacağız.

Emin olun çok ilginç oluyor. İlk denememi bundan tam 4 ay önce yapmıştım. Tabi ki bugün bana gelmesini istediğim e-postayı yazdığımı unutmuşum ve inanılmaz süpriz oldu. Hedeflerime ulaşamadığımı görünce ister istemez canım sıkıldı fakat diğer yandan önümüzdeki 4 aylık dönemi daha iyi değerlendirmem için de mükemmel bir uyarıcı rolünü üstlendi.

Deneyin, bence işinize yarayabilir.

Futureme.Org

Holofonik Sesler (Holophonics)

Hugo Zuccarelli tarafından 1980 yılında Milano Üniversitesindeki çalışmalarından ortaya çıkmış bir yöntemdir. 3 boyutlu ses olarak da anılıyor. Fakat yıllarca birçok müzisyenin dahi kullandığı bu yöntem çoğu kişi tarafından bilinmez. Pink Floyd bu yöntem ile 1984 yılında “The Final Cut” adlı albümünü çıkarttı ve Roger Waters’da aynı yıl bu yöntemi kullandı. Bu yöntem bianaural teknik olarak da bilinir.

İşleme yöntemi aslında çok basit kafatası gibi bir düzeneğin içine mikrofonlar koyarak her sesin geldiği yere göre insan beynine iz düşümü yapılması sağlanıyor.

Kulaklık kullanarak dinlerseniz neden bahsettiğimi çok iyi anlayacaksınız.

Martin Zuccarelli’nin çalışmalarına ulaşabileceğiniz site…

Aşağıda örneklerini dinleyebilirsiniz, kulaklık kullanmayı unutmayın.

En çok bilinen holofonik ses çalışması:  “Virtual Barber Shop”

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=IUDTlvagjJA[/youtube]

Diğer güzel bir çalışma:

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=LJwUVCXH-gM[/youtube]

Görüntülü holofonik çalışmalar için adresler :
http://otophonics.com/demo/

http://www.holophonic.ch/newsite/index.php

http://www.metacafe.com/tags/holophonic/

Diğer holofonik çalışmalar için adres :
http://gethighnow.com/holophonic-sound/

Korkuyoruz…

Shakespeare benzersiz anlatımıyla nasılda dile getirmiş korkutuğumuz gerçeğini. Ortada böyle bir gerçek olduğunu ve çoğu zaman yüzleştiğimizi kimse inkar edemez sanırsam. Ne kadar acımasız bir hayat yaşıyoruz ki bu denli korkuyla dolu bir yaşam sürmekteyiz anlam verebilmiş değilim doğrusu.

İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermedigi için.
Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için.

 

Bu yüzden ben korkularımızdan kurtulmak mümkün müdür bunu ele almak istiyorum. İnsan olarak öyle muhteşem özelliklere sahibiz ki bunların başında şüphesiz soyut düşünme yeteneğimiz gelir. İnsanoğlunun düşünce gücüyle başaramayacağı bir şey olduğunu düşünemiyorum açıkçası. Hayatımızı şekillendirmek için düşüncelerimizden yola çıkmamız gerekir. Eğer hayata olumlu yönünden bakmaya çalışıp, düşüncelerimize o yönde komutlar verirsek o denli pozitif bir yaşam süreriz. Ne zaman ki korkularımız düşüncelerimize yön vermeye başlarsa, işte o zaman bir şeylerin ters gitmeye başlayacağı su götürmez bir gerçektir. Bu yüzden korkularımızı düşünmeyi bir kenara bırakarak elimizden geldiği kadarıyla hayatta var olan güzellikler üzerine düşünmeli ve bu şekilde düşüncelerimize yön vermeye çalışmalıyız ve özelikle de hiç bir zaman eylemlerimizi hata korkusuyla kısıtlamamalıyız.  “Hiç hata yapmayan insan, hiç bir şey yapmayan insandır Ve hayatta en büyük hata, kendini hatasız sanmaktır!..” Yunus Emre ne güzel de söylemiş. Bu yüzden korkularınızı bir yana bırakarak sizi esir almasına izin vermeyin ve fazla sorgulamayın bunu yapsam ne olur, şunu söylesem ne olur diyerek. Siz siz olun beyninizin yarattığı korku illüzyonlarına kanmayın.    

Görülmeyene İnanıyor musunuz?

Çalışarak herşeyi başarabiliriz.

Peki bizi başarmaktan veya çalışmaktan alıkoyan şey nedir?

Aslında bu sorunun cevabı daha önce Yepce’de yanıtlamaya çalıştığım diğer pekilerden daha kolay… Çalışarak yapabileceklerimizin sınırsızlığına olan inancımız ile çalışmaya başlama gerekliliğimiz arasında çok ince bir çizgi vardır. Başarmak isteyen insanlar ile başarısı için çalışanlar arasında ise uçurumlar…

İşte bu kadar basit…

Başarmak istiyorsan çalışmak zorundasın…

Çalışmak içinse kendini ikna etmen…

Görülmeyene inananlar başkalarının hayal edemediklerini gerçekleştirenlerdir… Bu güzel söz için Ahmet Şerif İzgören’e teşekkür ederim.

[dailymotion]http://www.dailymotion.com/video/x8ghub_everything-is-possible_sport?ralg=behavior-meta2[/dailymotion]

Önyargılarımız Üstüne

Öncelikle ”önyargı” kavramına değinecek olursak; kelimenin sözlük karşılığının; “Bir kimse yahut şey hakkında bazı olay veya görüşlere dayanılarak iyice bilgi edinilmeden verilen hüküm, peşin hüküm” şeklinde olduğunu görebiliriz. Önyargı sosyal bir durumdur ve ne yazık ki insanlar önyargılı olmayı alışkanlık haline getirmişlerdir. Her şeye karşı içlerindeki bir his onları her zaman bir şekilde dürtüp dururak rahatsız eder. Özellikle de, insan ilişkilerinde ki güven açısından ele alırsak hiç süphe yoktur ki bir insana güvenmek gerçekten zor bir şeydir ve zaman gerektirir. Zamanla taşların yerine oturacağını bilerek, bekleriz her zaman bir beklenti içinde oluruz ama öyle bir an gelirki en ufak bir istenmeyen durumla karşılaşıldığında içimizdeki dürtüyü dışa vurarak karşımızdaki insanı ne pahasına olursa olsun kaybetmeyi bile göze alabiliriz. Buna önyargılı davranışımız sebep olur. İnsanlar bir olay olduğunda nedense karşısındakini pek dinlemek, anlamak ve olayı çözümlemek istemez direk yaşanan olaylara ve genel izlenimlere bakarak peşin bir hükümde bulunurlar. Ne kadar hatalı bir yol olduğu bilindiği halde karar verme sırasında çok etkili olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Ben Einstein’nın “Önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan zordur…”  sözüne inat eğer istenirse insanoğlu önyargılarından sıyrılmayı, olaylara karşı objektif bir bakış açısıyla yaklaşmayı ve bu sayede önyargılarını en aza indirgemeyi başarabileceğine inanıyorum.

Önyargılarımızdan arınmış daha güzel ilişkiler kurmamız dileğiyle…

[youtube]lAtrMMPhWi8[/youtube]

Kendini Ne Kadar Beğeniyorsun?

Kişisel bilgilerimizin milyon dolarlar ettiği bir dünyada yaşıyoruz artık… Şirketlerin insan davranışının temellerine inebilmesi için gerekli olan bilgilerin paha biçilmez olduğu günümüzde, kimileri bu sayede dünyanın en zengin insanları arasına girmeyi başarabilirken. İnsanlık için çalışan çabalayan kişiler ise yerin dibine sokuluyor. Bunun en son öreniğini Jullian Assange adlı yayıncının başından geçenlerden anlayabiliyoruz.

18 Kasım 2010 tarihinde Assange hakkında cinsel taciz suçlaması nedeniyle uluslararası arama kararı çıkartıldı. Kendi isteği doğrultusunda İngiltere’de ifade vermeye gitti ve İsveç tarafından hakkında tutuklama emri olduğu için tutuklandı. Tam bir hafta sonra sanıyorum ki delil yetersizliğinden şartlı tahliyesine karar verildi.

Bir yandan Uluslararası Af Örgütü ödül verirken, diğer taraftan ülkelerin ve şirketlerin devamlı süren takibinde bulunuyor. Ne yazıkki örgütlerin, 800 wikileaks gönüllüsü güzel insanın veya şeffaflığa değer veren insanların çabaları Assange gibi aktivistleri kurtarmak için yeterli olmadığı aşikar. Ülkeler ve şirketlerin yanında -paranın yanında- bizlerin en azından şu an için yardımımız olmuyor.

Zuckerberg ile benim aramda ne gibi farklar var? Ben, şirketler ile ilgili özel bilgileri size bedava veriyorum.

Zuckerberg ise sizinle ilgili bilgileri şirketlere para karşılığı veriyor ve bu sayede yılın adamı seçiliyor!

Jullian Assange

Şimdi dünyamıza birde diğer yönlerinden bakalım.

Evet Mark Zuckerberg, yüz yılın ilk beş icadı olabilecek Facebook’un kurucusu. Kişisel bilgilerimizin şirketlere, ülkeler verilmediğini düşünürsek; hayatlarımızı paylaşmamızı sağlayan, herşeyden haberimiz olmasına olanak veren mükmmel Facebook’un yaratıcısı.

Milyonlarca insanın üzerinden kazandığı reklam gelirleri yetmeyince, direk olarak insanları pazarlamaya başlayan bir sistemin kurucusu…

Belki niyeti bu değildi, belki de mecbur bırakılıyor. Bunlara net bir cevap veremeyiz. Sonuç olarak bilgilerimiz şu an ülkelere ve şirketlere peş keş çekiliyor. Bunu inkar edemeyiz.

Adı üstünde Facebook…

İnsan yüzü; bir başkası tarafından farkedilmesini, ayırt edilmesini sağlayan uzvu…

Peki 600 milyon adet uzuv ile ilgili bilgilere sahip olan ve o uzuvlar sayesinde yakınlarında bulunan kişiler ile ilgili bilgilere sahip olan bir şirketin, değeri nedir?

300 Milyar Doların üzerinde olması sizi şaşırtır mı?

Bilgi çağı diye boşuna demiyorlar. Satacak yeni değerler bulamayınca bilgiyi satmaya başladılar, adına bilgi çağı dediler.* Bizde yedik! Bilgiyi ticari meta haline getiren bu insanların hedefi ranttan başka bir şey değildi. Ne oldu? Sonuç olarak hepimizin gönüllü olarak başkalarına hizmet etmeye başladık. Onların kazancının ne olabileceğini düşünmedik. Bizim duygusal boşluklarımızı doldursunlar yeterdi.

Doldurdular da… Ceplerini bizim kendimizi beğenmişliğimizi kullanarak doldurdular.

İnsan doğası işte; hep daha güzel, daha yakışıklı olduğunu, daha dolu, daha deli yaşadığını göstermek ister. Çünkü en nihayetinde hastalıklıdır. Kendini beğenmiştir. Beğenmesinde görücü usülü evlenmiş insanlar vardır çevremizde, aşk yoktur. Fakat zaman geçtikçe birbirlerini sevmeye başlamışlardır. İşte insanın kendini beğenmesi de buna benzer yıllarca kendi kendisiyle yalnız kalmasından ötürü insan kendini herkesten çok beğenir. Narsistlik böyle başlar. Dünya düzeni dediğimiz şey aslında Narsistik düzendir. Bu düzene ayak uyduramayanlar kendilerine yer bulamaz yok olup giderler ve bunun farkına varan kişiler ise yılın en önemli insanı seçilirler.

Kendinizi haddinden fazla beğenin.

Bu dünya başka türlü dönmez çünkü!

Ne diyordum, Jullian Assange…

Neyse siz kendinizi beğenin ne işiniz olur Assange’la Massange’la…

Kim bu Assange?

*Bilgi çağı gerçek anlamı ile bilgi teknolojisinin getirdikleri ile ilgilidir. Ben yazıda bu anlamı ile kullanmadım.

The Butterfly Circus

Zorluklara göğüs germek, önüne çıkan engeller karşısında yılmamak, kendini kanıtlamak…

Hayatta hepimizin başına onlarca kötü şey gelir. Kimi insan bunlarla başa çıkmayı daha çocuk yaşlarda öğrenirken kimisi bunu hayatı boyunca öğrenemez. Göğüs geremez, yılar ve kendini kanıtlama yolunda havlu atar.

İş hayatı ise gerçek hayatın bir imgelemi gibidir. Sahtedir, kazanılacakların birim bazında hesaplanmasından başka hiçbir şey değildir. Bunu bilerek çalışma hayatına atılanlar, zorluklar karşısında, usta bir satranç oyuncusunun kişiliğine bürünürler… Yeni hamleler düşünüp, yeni yollar bulmaya çalışırlar. Başarılı olmak isteyen çoğu yeni yetme iş adamı, oyuna oyunun kurallarıyla yaklaşırlar.

Peki hayatta başarılı olmak için ne yapmalıyız? Sonuçta hayat bir oyun değil!

Tam burada söze aşağıdaki video ve büyük insan Nick Vujicic devreye giriyor;

Her insan hayatta zaman zaman bu derece umutsuz olduğu zannedilen durumlara düşebilir; Hatta tekrar ayağa kalkabilmek için her türlü imkan ve enstrümandan yoksun da kalabilir…
Şimdi sizlere soruyorum diyor:
-Ben 100 kere tekrar ayağa kalkmayı denesem ve100′ünde de başarısızlığa uğrasam, tekrar ayağa kalkabilme konusunda tüm umutlarımı yitirmeye hakkım veya şansım var mı?-
-Yani artık sizce 101. Seferi hiç denemeyi dahi düşünmemeli miyim? Maalesef benim öyle bir şansım yok; yaşamımı devam ettirebilmek için ne yapıp edip tekrar ayağa dikilmek zorundayım !
Ne yapıp edip kendime ayağa kalkmak için bir destek noktası hayal etmek bunu yapmak zorundayım.

İnternette birçok videosuna ulaşabilirsiniz fakat ben Vimeo’da yayınlanmış çok güzel bir kısa film paylaşıyorum. İngilizce alt yazı seçeneği yoktur.

İyi seyirler.

[vimeo]http://vimeo.com/17150524[/vimeo]

Hayatınızdaki zorlukları gözden geçirmek için hala vaktiniz var.

Bu hayat sizin…

Ve ne yaparsanız yapın,

Hala vakit varken,

Sizin olanla yetinmeyi öğrenmek zorundasınız.

Deviantart’dan İnciler

Deviantart birçok yetenekli sanatçıya ev sahipliği yapan bir sitedir ve bunun kanıtı da aşağıdaki fotoğraflardır. En çok ziyaret edilen ve en çok paylaşılan 50 fotoğrafı sizlerle paylaşıyorum. Aralarında benim hoşuma gidenlerden de bir kaç tane ekledim.

İyi seyirler.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Günlük Eşyaların Dünyası

Günlük eşyalarımız, yediğimiz meyveler, sebzeler ve bunlara benzer birçok şey Terry Border adlı sanatçının dünyasında birer fabl karakteri haline geliyor. Aşağıda göreceğiniz fotoğrafların hayata gelme aşamasında olaylar ve kullanılan maddeler arasında bağlantılar kurduğunu söyleyen Terry B. buna ek olarak en son ve en önemli eklemenin ise işe birazcık espri katmak olduğunu belirtiyor.

Cereal Killer

Kiwi Getting Ready for the Beach

Irony in Pill Form

A Side of Baby Carrots

Star of the Show

Stud Muffin

Honeymoon Sweet

A Horrific Yarn

Appetite for Destruction

Paper Training Our Little Dog, Frank

It’s a Dirty Job, But…

Zombies are Nuts About Brains

Fruit With Life Experience

Halloween Candy

Exposure

Behind the Scenes

Missing

Kaynak: Terry Border

A Day Made Of Glass

Bu tip videoları ne zaman izlesem geleceğin bir an evvel gelmesi ve bu teknolojiyi dünya gözüyle kullanmayı istiyorum.

Aşağıdaki video hem pazarlama açısından hemde insan ufkunu açması açısından çok başarılı bir projedir.

İyi seyirler.

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=6Cf7IL_eZ38[/youtube]

Videoda ismi geçen firmanın internet adresi;

http://www.corning.com/

Daha detaylı bilgi için adres;

http://www.corning.com/news_center/features/A_Day_Made_of_Glass.aspx